Featured Slider

BABANNEM GERİ DÖNDÜ


30 Nisan 2021 Cuma


Sudelinamın en kısa sürede okuyup bitirdiği, okurken kıkır kıkır güldüğü yine eğlenceli bir Şermin yaşar kitabı ile karşınızdayım.

Şermin Yaşar hem kızımın hem de benim kalemini çok sevdiğimiz yazarlardan. Dili ağır ve ağdalı değil, konuları çocuklarımızın içinde yaşadığı günümüze uygun hatta bir tutam da nostalji sosuna batırılmış:) 

Eğer ilkokul çağında çocuğunuz varsa Şermin Yaşar kitapları ile tanıştırarak kitap okumayı sevdirebilirsiniz bence. 

Ben konu kitap ve çocuk olunca ağır, yorucu ve günümüzden uzak kitapları okumadan önce güncel, hayatın içinden ve eğlenceli kitaplarla çocukları buluşturmanın çocuğa kitabı sevdirme konusunda yardımcı olacağına inananlardanım ki Şermin yaşar kitapları da bunun için biçilmiş kaftan bence.

Gelelim kitabımıza:

Dedemin Bakkalı ve Abartma Tozu kitaplarıyla her yaştan yüz binlerce çocuğun en sevdiği yazarlardan biri olan Şermin Yaşar'ın son kitabı Babaannem Geri Döndü yine bol bol ironi, kahkaha ve katıksız sevgi içeriyor.
7’den 70’e tüm okurların sayfalarında kendilerinden bir parça bulacağı Babaannem Geri Döndü, aslında son derece tonton ve şefkatli bir babaanne olan Hasibe Hesapoğlu’nun hiç beklenmedik bir şekilde çocuklarının evine yerleşme macerasını anlatıyor. Torununun ağzından dinleyecek olursak olaylar tam olarak şöyle gelişiyor:
 
Her şey babaannemin âniden kapıda belirmesiyle başladı. Ayağında pateni, üstünde balerin eteği ve pembe saçlarıyla bir babaanne ancak bu kadar kapıda belirebilirdi! Neredeyse bir barınağı dolduracak kadar evcil hayvanın yanı sıra legolar, yapraklar, taşlar, hayalî bir arkadaş ve daha bir sürü tuhaf şeyle dolu 15 valiziyle bize yerleşmeye karar verdi!
İnsanın babaannesinin yaramaz bir çocuğa dönüşmesi çok acayipti. Bazen oturup bağıra çağıra ağladı, bazen de olur olmadık kahkahalar attı! Kıyafetleri de arkadaşları da fikirleri de oyuncakları da birbirinden garipti.
Babaannem yüzünden ne uyuyabildik ne oturabildik ne de eğlenebildik.
Tek istediğimiz eski tonton, şefkatli babaannemizdi. Gerçek babaannemi o kadar özlemiştik ki... 
Ve tam da artık ümidimizi kestiğimiz anda işler değişti.  
Ne mi oldu? 
Babaannem geri döndü!  


ÇOCUKLUKTA DUYGUSAL İHMAL: BOŞLUK HİSSİ § ÇÖZÜMLER


 ÇOCUKLUKTA DUYGUSAL İHMAL: BOŞLUK HİSSİ § ÇÖZÜMLER 


Zaman zaman sizin de içine düştüğünüz kocaman boşluklarınız oluyor mu? Etrafta kim olursa olsun, her nerede olursanız olun kendinizi yalnız hissettiğiniz ortamlar… Üzülmeyin yalnız değilsiniz. Birazdan okuyacaklarınız sizi sarsabilir çünkü hiç beklemediğiniz yerden gizli bahçeniz kendi çocukluğunuzdan kaynaklandığını öğreneceksiniz.


Aslında hepimiz psikolojiye dair daha fazla bilgi edinebilme imkanına sahibiz artık ve klişe “Çocukluğunuza inelim!” tümcesi gülümsetir hepimizi. Oysa hani hep bahsettiğimiz, bağlanma, ebeveyn tutumları ve anne babalık modelleri öyle önemli ki hayatımızda gerçekten de hayatımızın o gizli dönemine inip yüzleşmeden, gerekli duyguları yaşayarak özümsemeden ve tamam oldu artık diyinceye kadar kabul etmeden tam anlamıyla huzur, gerçek mutluluk ve boşluk hissinden kurtulmanın pek de imkanı yok.


Bir yandan kendi ebeveynlerimizle yüzleşmelerimiz, diğer yandan kendimizi ve duygularımızı tanımaya çalışmamız ve çocuklarımızın ebeveyni olarak sağlıklı duygusal bağı kurma çabalarımız arasında bir yandan da acaba nerede yanlış yapıyorum endişeleri ekliyoruz heybemize.


Eğer geçmişte;


  • İzin verici ebeveynler (çocukken çok da keyifli gelmiş olmalı zira bu ebeveynler çocuklarının her dediğini onaylar ve kabul ederler)
  • İşkolik Ebeveynler (İhtiyacınız olduğunda onları pek yanınızda göremeyebilirsiniz)
  • Başarı odaklı / Mükemmeliyetçi Ebeveynler (Başarılı olduğunuz sürece sevildiğinizi hissedersiniz.)
  • Ailede özel gereksinimli birey bulunan bir çocuğun ebeveyni (Tüm ilgi özel gereksinimli olan çocuğa yöneleceği için ailenin diğer çocuğa fazla sorumluluk vermesi ve hatta duygusal olarak görememesi muhtemeldir)
  • Yaslı ebeveynler ( Boşanmış ya da  sevdiği birini kaybetmiş ebeveynler kendi yasları ile birlikte sizin gereksinimizi görememiş ve hatta sizin de kendisinin de desteğe ihtiyaç duyduğu anlarda tepkisiz kalmış olabilir)
  • Depresif ebeveyn (Günümüzde stres miktarını artıran faktörlerin her geçen gün artmış olması hepimizi bir parça depresif yapıyor ne yazık ki…)
  • Narsist ebeveynler (Onları nerde olsa tanırsınız, zira kendileri için yaşarlar ve sizden de kendi istek ve taleplerine bire bir uymanızı beklerler ve bu talepler genellikle yine ebeveynin kendisi için gerekli ancak çocuk için çok da anlamı olmayan istekler olabilir.)
  • Otoriter ebeveynler (Onların söyledikleri emirdir ve uymazsanız başınıza geleceklerden siz sorumlu olursunuz. Onların kuralları asla çiğnenmemelidir)
  • Bağımlı Ebeveynler (Çoğu zaman sizin onlara ebeveynlik yapmanız gerekebilir)
  • Sosyopat ebeveynler

yukarıda saydığım ebeveynlere benzer ebeveynler tarafından yetiştirildiyseniz çocuklukta duygusal ihmal yaşamış olmanız muhtemeldir. Çocuklukta duygusal ihmal yaşayan bireyler kendi hayatlarında, evliliklerinde ve ebeveynliklerinde bu ihmalin izlerini taşır ve ne yazık ki partnerlerine ve çocuklarına da yansıtırlar. 


Aniden içe kapanma, duygusal olarak kendini kapatma, duygusunu karşı tarafa ifade etmekte zorlanma ya da vazgeçme gibi kaçınma davranışları çocuklukta ihmal edilen yetişkinin davranışlarından bazılarıdır. İşlerin yolunda gitmediği, her daim bir şeylerin eksik olduğu hissine kapılıp bolukta hissederler. Kendi ebeveynlerini ziyaret ederken de huzursuz hissederler ancak ebeveynlerine yönelik suçluluk duygularının güçlülüğü karşısında yine de bazı rutin ziyaret ve davranışları ısrarla sürdürürler. Kendileri, geçmişleri ve ebeveynleri ile yüzleşmekten korkar, duygulara yönelik konuşmak istemez ve hatta duygularından kaçarlar.


Çocukluğunda duygusal anlamda ihmal edilen bireylerin ebeveynleri (yukarıda bir kısmını açıklamaya çalıştığım) genellikle iyi niyetlidir ve çocukta nasıl bir boşluk oluşturduklarını asla fark etmezler. 


Duygusal anlamda sağlıklı, duygularını doğru ifade edebilen, duygularını tanıyan çocuk yetiştirmek benim her zaman önceliğim olmuştur. Her ne olursa olsun duygularını benimle paylaşan bir kızım var. Her zaman duygularını ifade ettikten sonra belki doğru tepkiler veremiyor olabilirim diye ben de sizler gibi endişeleniyorum elbette ama unutmayın ki mükemmel anne babalık ve mükemmel çocukluk mümkün değildir. 

Çocuğunuzun ileride duygusal boşluk yaşamaması,  sağlıklı ilişkiler kurmasını istiyorsanız size bir kaç önerim var:


  • Kendi duygularınızın farkına varın. Hatta gerekiyorsa madde madde yazın ve hissettiğiniz duygularla barışın.
  • Kendi ebeveynlerinizin ebeveynlik modelini düşünün ve duygusal anlamda sizi hırpalayan durumlarla yüzleşin.
  • Siz ya da eşiniz “Çocuklukta duygusal ihmal” yaşadıysanız mutlaka bir uzmandan destek alın ama öncesinde aşağıda size önereceğim iki kitabı mutlaka ama mutlaka okuyun.
  • Siz de eşinizde sağlıklı duygusal gelişim yaşamış ve mükemmel ebeveynlerle yetiştirilmiş olsanız da (Bu ihtimalin ne kadar düşük olsanız siz bile inanmakta zorlanırdınız) kendi yetiştireceğiniz çocukların “Duygusal İhmal” maduru olmaması ve gelecekteki ruh sağlığı için tekrar rica ediyorum bu iki kitabı okuyun.





Kitap1: Çocuklukta İhmalin İzi: Boşluk Hissi

Yazarı: Dr. Jonice Webb

Yayınevi: Sola Unitas


Kitap2: Çocuklukta İhmalin İzi: Çözümler

Yazarı: Dr. Jonice Webb

Yayınevi: Sola Unitas


EBEVEYNLİKTE “MÜTHİŞ PSİKOLOJİ” VE SINIRLAR


24 Mart 2021 Çarşamba

 EBEVEYNLİKTE “MÜTHİŞ PSİKOLOJİ” VE SINIRLAR


“Annemin sözünü dinlersem bana aferin der.

Sofrayı kaldırmaya yardım edersem beni alkışlar.

Ağlarsam çok kızarlar ama dediğimi yaparlar.

Oyuncağımı fırlatırsam dikkatlerini çekebilirim.

Ödevlerimi yaparsam ödüllendirilirim.”

Başarılı olursam sevilirim.

Uslu durursam istediğimi elde ederim.

Çocuk giderek bir takım davranış kalıplarını olmazsa olmaz kabul eder ve içselleştirir.  Dolayısı ile bebekliğindeki gibi doğasına uygun değil etrafına (anne baba tutumlarına ve sosyal kültürel çevresindeki moodellere) göre tutum ve davranış geliştirir. Yani “Dışarıyı yönetmek için içerideki seçimleriyle oynar”. 


Sorarım size: Hedeflerine ulaşması için şarta bağlı tercihler yapmak zorunda kalmış ve hiç kendisi olmayı deneyimleyememiş bir çocuğun mutlu, sorumluluk sahibi, ne istediğini bilen ve gerektiğinde “hayır” diyebilen bir yetişkin olması mümkün mü?


Peki kültürel olarak başkasına hayır demenin ayıp olduğu bilinciyle yetiştirilmiş bir toplumun kişisel sınırlar ve hakların korunması konusunda çok da becerikli olmayan ebeveynleri olarak çocuklarımıza kendi sınırlarını korumayı, başkasının kararlarına bağlı olmaksızın bireyselleşmeyi öğretebilir miyiz? Biz ebeveynler kendi sınırlarımızı biliyor ve koruyor muyuz?


Çocukluğundan beri kişisel sınırları tanınmamış, özel alanına saygı gösterilmemiş, kaybetme ve reddedilme korkularına yenilerek kendini ortaya koyamamış, sorunlardan kaçınmaya çalışıp her talebi kendine görev edinmiş, fedakarlığı bedeninin bir refleksine dönüştürmüş bireyler olarak çocuklarımızın sınırlarını nasıl tanıyıp koruyabiliriz?


Hani hep diyorum ya önce ebeveynler kendilerine çeki düzen vermeli, kendilerini tanımalı diye… Kendini ve sınırını bilmeyen anne babaların çocuklarının da sınırını ihlal etmesi  işten bile değil aslında. Haklı olarak soracaksınız bana, iyi ama nasıl diye!? İşte farkındalık, aydınlanma ve değişim bu soruları sorarak başlıyor ve zorlu bir süreç bizleri bekliyor sınır koyma konusunda.


Diğer yandan kendi sınırları fazlaca ihlal edilen ya da kendisi mahrum kalan ebeveynlerin sınırsızlığı da dikkat çekiyor. Çocuğuna hiç görev ve sorumluluk vermeyen, her şeyi çocuğunun yerine üstlenen, hiç ağlatmadan çocuk büyüten ebeveyn sayısı da günümüzde giderek artmakta. Yani bazen vur diyince öldürüyoruz galiba.


Çözüm mü? Öncelikle kendi sınırlarımızı kontrol ederek başlayabiliriz mesela… Verdiğimiz kararlarda ne kadar başkasını kırmamak adına adım atıyor ne kadar isteyerek yapıyoruz diye sorgulayabiliriz. Peki ya ne kadar toplum için acaca? İçinizden gerçekten çocuğunuz için görkemli bir parti düzenlemek mi geçiyor yoksa tüm yorgunluğu ve hengamesi size ağır gelmesine ve anlamsız bulmanıza rağmen herkes yapmanızı beklediği için mi yapıyorsunuz? Gerçekten çocuk sahibi olmayı mı dilediniz yoksa yaşınızın geçiyor olması ve toplumsal baskılar mı etkili oldu kararınızda. Çocuğunuz kendisini yerden yere atıyor diye mi alıyorsunuz o hiç de ucuz ve gerekli olmayan oyuncağı yoksa çocuğunuz da sınırlarınızı mı ihlal ediyor acaba? Gerçekten işe giderken evinden aracınızla alıp ofise kadar götürmek sizin tercihiniz mi iş arkadaşınızı, yoksa hayır diyememiş olmanın bedelini ödüyor olabilir misiniz?


Her bireyin olduğu gibi biz de sevilmek, değer görmek, fark edilmek, kaybetmemek ve reddedilmemek isteriz. Eleştirilmemek, değer gördüğünü hissetmek, kendimizi göstermek için çabalar dururuz. Çocuklarımız da bizlerle aynı beklenti ile doğar ve büyürler.  İşte bu nedenle de çocuklara “Eğer bunu yapmazsam annem bana kızar, eğer öyle davranmazsam bir daha sevilmem” şemaları oluşturmamak adına koşulsuz sevgimizi her fırsatta ifade etmemiz önemli. 

Ne mi yapmalı;


  • Başarısız olduğunda, savruk davrandığında, yanlış yaptığında cezalandırıldığı ve değersiz olduğunu düşünmemeli hiç bir çocuk. 
  • Verdiği kararlar öfke ile değil sevgi ve şefkat ile dinlenmeli.
  • Çocuk hoşlanmadığı, sevmediği ve kendisine uygun görmediği hiç bir şey için zorlanmamalı.
  • “HAYIR” dediğinizde hayır olduğunu anlaması için “Hayır!” dediğinde sınırları zorlanmamalı.
  • Tercihleri kendisi yapamayacak kadar küçükken alternatifler sunulmalı çocuğa. (Köfte mi yemek istersin yoksa çorba mı diye sorabilirsiniz mesela) 
  • “Akademik başarı” ve sevgi sözcükleri yan yana kullanılmamalı. Çocuğun başarısı toplumdaki diğer bireyler ile asla kıyaslanmamalı.
  • Çocuğu değil “emeğini” övmeli, çocuğu değil “hatasını” düzeltmeli. Eleştiri asla kişiliğine olmamalı, durum ve konuya dair eleştiri yapıldığı mutlaka vurgulanmalı.
  • Çocuğun istek ya da ihtiyacı alınacak ise bu ödül olarak sunulmamalı.
  • Ceza olmamalı. Hele ki duyguları, tercihleri için asla cezalandırılmamalı çocuk. 
  • Ebeveyn sınırları belli olmalı ve çocuktan bu davranışa uyması beklendiği bildirilmeli.
  • Anne ya da babanın kişisel tercihleri mutlaka dikkate alınmalı, saygı duyulmalı ve çocuğun ihlal edemeyeceği mutlaka öğretilmeli. 
  • Çocuğun yaptığı olumlu davranışlar eşler arasında çocuğun duyacağı şekilde ama birbirlerine dönerek ifade edilmeli, çocuk sadece onaylandığına şahitlik etmeli. 
  • Olumsuz davranışlar topluluk önünde ya da diğer ebeveynin yanında dile getirilmemeli.
  • Kısacası çocuk sınırları bilmeli, değerli hissetmeli ve onaylanmalı.


Onaylanmayan, değerli hissetmek için neden bulmak zorunda kalan, birilerine yaranarak ya da fayda sağlayarak sevildiğine inanan bir çocuğun sınır koyması da, öz benliğini koruması da “hayır” diyebilmesi de düşünülemez.


Not: Değerli anne & baba lütfen önce kendine bir iyilik yap ve destek yayınlarından çıkan “Müthiş Psikoloji - Hayır Diyebilme Sanatı / Sınırların Kadar Özgürsün”  kitabını oku! O zaman beni daha iyi anlayacak, kendini ve sınırlarını tanıyacak ve çocuğuna daha faydalı olacaksın!


Pınar Yeşiltay Sevim


© Okuyan Anne - Yeni Nesil Annenin Kitaplığı
Maira Gall
Okuyan Anne - Yeni Nesil Annenin Kitaplığı - ©

Blog Tasarımı

Bu sitede yayınlanan yazılar ve resimlerin izinsiz kullanılması
5846 sayılı fikir ve sanat eserleri yasasına aykırıdır.