
"Duygu Ekonomisi ve Eğitimde Yeni Paradigma: Sistem Aklıyla Sürtünmesiz Bir Geleceğe"
Uğur Batı, Sürdürülebilir Eğitim Sempozyumunda, modern eğitim ve liderlik yaklaşımlarına dair güçlü eleştiriler getirerek, duygusal zekâ ve kolektif bilincin etkili eğitim süreçlerinde nasıl yer bulması gerektiğini gündeme taşıdı. Duygu ekonomisi kavramı çerçevesinde ele aldığı holistik ve kavramsal modellemelerle, Batı, liderlik yanılgısından soft skills gelişimine kadar birçok çarpıcı konuyu masaya yatırdı. Gelin bu önemli başlıkları derinlemesine inceleyelim.
Holistik Modelleme ve Güney Kore Eğitim Sistemi
Batı’nın konuşmasında öne çıkan holistik modelleme, eğitim sistemlerinin bütüncül bir yaklaşım benimsemesi gerektiğine işaret ediyor. Özellikle Güney Kore eğitim sisteminin bu anlamda başarılı örneklerden biri olduğuna dikkat çekiyor. Bireyi yalnızca akademik başarısına göre değil, sosyal ve duygusal zekâ yönünden de değerlendirmenin önemini vurgulayan Batı, bu sistemin Türkiye’de de uygulanabilir olduğunu savunuyor. Holistik model, öğrencilerin yalnızca sınav başarısına odaklanmak yerine, toplum için faydalı, yaratıcı bireyler olarak yetiştirilmesine olanak tanıyor.
Etkin Öğrenme ve Lider Yanılgısı: Yeni Bir Atatürk Pedagojisine Duyulan İhtiyaç
Batı, eğitimde yalnızca liderlerin fikirleri etrafında şekillenen bir sistemin eksikliklerini ifade ederken, Türkiye’de yeni bir Atatürk pedagojisine ihtiyaç olduğunu dile getiriyor. "Lider yanılgısı" olarak tanımladığı bu durum, tek bir figürün ya da fikrin her zaman en doğru yönlendirici olmayabileceğini gösteriyor. Etkin öğrenmenin, çocuklara eleştirel düşünme ve bağımsız hareket etme yetisi kazandırmakla mümkün olduğuna inanıyor. Bu bağlamda, öğrencilere yaratıcı düşünme, diyalektik ve tersine düşünme gibi yeteneklerin kazandırılmasının önemini vurguluyor.
Kavramsal Modelleme ve Diyalektik Tersine Düşünme
Uğur Batı’nın "kavramsal modelleme" vurgusu, öğrencilerin eğitim sürecinde kavramları özümseyerek öğrenmelerini ve bilgiyi eleştirel bir biçimde değerlendirmelerini amaçlıyor. Batı, özellikle diyalektik tersine düşünme tekniğinin öğrencilere kazandırılmasının, onların karmaşık problemler karşısında çok yönlü düşünmelerine katkı sağlayacağını belirtiyor. Diyalektik düşünme, geleneksel eğitim sisteminde eksik kalan bir beceri; oysa bu yöntemle öğrenciler, mevcut durumların yalnızca olumlu yönlerini değil, aynı zamanda zayıf ve geliştirilmesi gereken noktalarını da fark edebiliyorlar.
Soft Skills ve Sürtünmesizlik: Gresham Yasası’nın Eğitime Uyarlanışı
Günümüz iş ve eğitim dünyasında, teknik bilgi kadar “soft skills” olarak adlandırılan iletişim becerileri, takım çalışması, empati gibi niteliklerin de değeri artmış durumda. Ancak Batı, bu becerilerin geliştirilmesinin önünde duran bir “sürtünme” olgusundan bahsediyor. Bu noktada Gresham Yasası olarak bilinen “kötü paranın iyi parayı kovması” ilkesini eğitime uyarlayarak, kötü fikirlerin çoğu zaman iyi fikirlerin önünü kestiğini ifade ediyor. Batı’ya göre, eğitim süreçlerinde bu tür “sürtünmesiz” bir sistem kurmak, yeni ve yaratıcı fikirlerin yeşermesine olanak tanıyacaktır.
Bilimsellik Eksikliği: Meta-Analiz Kullanımı
Batı, eğitim sistemindeki bilimsel yaklaşım eksikliğine dikkat çekerek, meta-analizlerin daha fazla kullanılmasının gerekliliğini vurguluyor. Eğitimde bilimsel verilerden yeterince faydalanılmadığını savunan Batı, veriye dayalı sistemlerin, öğrenci başarısını artıracak etkili yöntemlerin uygulanmasına yardımcı olacağını belirtiyor. Veriye dayalı olmayan yöntemlerin eğitim sistemine hâkim olması, sistemin bütüncül gelişimini engelliyor.
Konuya Nasıl Baktığımız ve Derin Sistem Aklı
Batı’nın konuşmasında dikkat çektiği bir diğer önemli kavram ise “konuya neyi gördüğümüzle ilgilidir” ifadesi. Bu, eğitimde yüzeysel çözümler yerine konunun derinliklerine inen, bütüncül bir bakış açısı gerektiriyor. Batı, Derin Sistem Aklı olarak adlandırdığı bu düşünce sisteminde, ortalamanın dengesini ararken en iyiyi bulma çabasının yer aldığını ifade ediyor. Ancak bu çabanın, sistemi bir bütün olarak düşünmeden, sadece mükemmeliyeti hedef alarak yapılması, beraberinde dengesizlikleri de getirebilir. Sistem aklı, eğitimde başarıyı getirecek en önemli unsurlardan biri olarak ele alınıyor.
Wed Birlikteliğin Zekası ve Süper Tavuk Etkisi
Batı, eğitimde bireylerin bir araya gelerek daha yüksek bir zeka seviyesine ulaşabileceğini savunan bir kavram olan “Wed Birlikteliğin Zekası” üzerinde duruyor. Bu bağlamda Süper Tavuk Etkisi olarak adlandırdığı olgu ile, bir grubun en güçlü üyelerinin bile iş birliği eksikliğinde başarısızlığa uğrayabileceğini ifade ediyor. Eğitimde rekabet yerine iş birliğine odaklanmak, hem bireylerin hem de toplumun daha ileri bir noktaya ulaşmasını sağlıyor.
Uğur Batı’nın görüşleri, eğitimde yalnızca bireysel başarıya değil, aynı zamanda iş birliğine, bilimsel yaklaşıma ve sistem aklına dayalı bir modelin gerekliliğini ortaya koyuyor. Eğitimin geleceği için, bireylerin düşünsel esnekliğe ve duygusal zekâya sahip olduğu bir paradigma değişimine ihtiyaç duyduğumuz açık. Batı’nın işaret ettiği bu noktalar, eğitimciler ve ebeveynler için bir rehber niteliği taşıyor.
Özgür Bolat’ın Sürdürülebilir Eğitim Sempozyumundaki sunumu, çocukların psikolojik gelişiminde yapılan bazı kritik hataları ve doğru yaklaşımları ele alan önemli noktalar içeriyordu.
Bolat, Sürdürülebilir Eğitim Sempozyumu'nda özellikle çocukların değer algısı ve özgüvenleri üzerindeki etkileri üzerinden ebeveyn ve eğitimcilerin rolünü vurguladı. İşte bu sunumdan aldığım notların bazılatrı;
Çocukların Duygusal Gelişimi ve Aşağılama
Özgür Bolat’ın konuşmasında özellikle dikkat çektiği konulardan biri, ebeveynlerin istemeden de olsa çocukların değer algısını zedeleyen söylemleriydi. Örneğin, “Buna hiç ağlanır mı?” ya da “Bu kadar şeye üzülünür mü?” gibi ifadeler, çocuğun duygularını değersiz hissetmesine neden oluyor. Bir çocuğa duyduğu üzüntüyü küçümsemek, aslında ona hissettiği duyguların yanlış olduğunu ve hatta bu duygulara sahip olmaması gerektiğini öğretmek anlamına geliyor. Bu tür yaklaşımlar, çocukların kendi duygularını bastırmalarına ve uzun vadede duygusal ifadesizlik geliştirmelerine neden olabilir.
Şartlı Sevgi ve Kusursuzluğa Bağlanan Sevgi
Çocuğa küsmek ya da sevgiyi belirli şartlara bağlamak, Bolat’ın özellikle eleştirdiği başka bir yaklaşım. Örneğin, “İstediğimi yapmazsan sana küserim” şeklindeki bir tutum, çocuğa sevgiyi koşula bağlı bir kavram olarak öğretiyor. Oysa sevgi koşulsuz olmalı ve çocuk, ebeveynlerinin sevgisini hissetmek için belirli bir davranışı sergilemek zorunda kalmamalı. Bu koşullu sevgi anlayışı, çocukların ileride sağlıklı ilişkiler kuramamasına ve başkalarının onayını arayarak kendini kanıtlama ihtiyacı duymasına neden olabilir.
Yemek Yedirme, Utandırma ve Aşağılama
Çocuğa “Sen beceremezsin” veya “Sana yakıştıramadım” gibi ifadeler kullanarak yetersizlik hissi aşılamak da Bolat’ın üzerinde durduğu önemli bir konu. Çocuğu utandırmak, bir insanın yaşayabileceği en ağır duygulardan biri olan utancı tetikler; hatta Bolat, utancın ölüme en yakın duygu olduğundan bahsediyor. Çocuklara yemek yedirme gibi konularda bile, zorlayıcı ve baskıcı bir tavır yerine, sağlıklı bir iletişim kurmanın önemini vurguluyor. Çocuğa beceremeyeceğini hissettirmek, onun özgüvenini zedeler ve kendi kabiliyetlerine güven duymasını zorlaştırır.
Duygusal Sorumluluk ve Mutluluk Algısı
“Kimler çok üzülüyorum diyor?” veya “Annemin duygusundan ben sorumluysam, beni kim mutlu edecek?” gibi sorular üzerinden, Bolat çocuklara bireysel mutluluk kavramının öğretilmesi gerektiğini belirtiyor. Eğer bir çocuk, ebeveyninin duygusal durumundan kendini sorumlu hissediyorsa, kendi mutluluğunu ikinci plana atıyor ve ileride başkalarını memnun etmek adına kendi ihtiyaçlarını bastırmaya başlıyor. Çocuklar, mutlu olmayı başkalarının sorumluluğuna bağlamamalı; bu durumda bireysel bir mutluluk arayışını değil, başkalarından onay ve memnuniyet arayışını öğreniyorlar.
Ödül ve Ceza Sisteminin Etkileri
Bolat, ödül ve ceza sistemlerinin de çocuğun gelişimi üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini savunuyor. Örneğin, “Ödevini yapmazsan …” veya “Yemek yemezsen büyüyemezsin” gibi ifadeler, çocukta korku yaratmaya ve davranışlarını bu korku ile şekillendirmeye neden olabilir. Çocukları korkutmak yerine, yaptıkları şeyin önemini anlamalarını sağlayarak kendi iç motivasyonları ile harekete geçmeleri teşvik edilmeli.
Övgü ve Yetenek
“Beni övgü ile cezalandırma!” diyerek, Bolat övgü kavramına da farklı bir bakış açısı getirdi. Bir çocuğu sürekli övmek, bir süre sonra onun bu övgüye bağımlı hale gelmesine ve içsel bir motivasyon geliştirememesine neden olabiliyor. Özellikle dezavantajlı veya yeteneği gelişmemiş çocukların daha çok övülmesi, başarıdan çok, onların eksik yanlarına odaklanmalarına yol açabiliyor. Bolat, çalışarak başarılı olunabileceğini ancak bunun, kişinin yetenekli olduğu alanlarda gerçekleşeceğini belirtiyor.
Olimpiyat Sırrı ve Başarıya Giden Yol
Bolat, başarılı olmanın ve uzmanlaşmanın sırrını olimpiyat sporcularının sıklıkla kullandığı bir metodoloji ile açıklıyor. “İlgi – Rol Model – İlişki” üçgeninde başlatılan sürecin; pratik, otomatikleşme, keşif, 10.000 saat kuralı ve rekabet ile uzmanlaşmaya dönüştüğünden bahsediyor. Bu adımlar, çocukların kişisel gelişimlerinde ve bir alanda uzmanlaşmalarında önemli basamakları oluşturuyor. Ayrıca, hedef odaklı başarı peşinde koşmanın dış motivasyonla desteklenmesi halinde bir tükenmişlik yaşanabileceğini ve rekabetin sağlıklı bir şekilde gelişebilmesi için 11-13 yaş aralığının uygun olduğunu vurguluyor.
Bu notlardan yola çıkarak, Bolat’ın ebeveynlere verdiği en büyük mesaj, çocuk yetiştirirken onların duygusal ihtiyaçlarına saygı göstermek ve sağlıklı bir birey olmaları için özgüvenlerini desteklemektir.